Dün doktor kontrolümüz vardı. Malum şeker problemimiz vardı, ondan sebep her kontrolde açlık ve tokluk şekeri kontrolü yapılmaya başlandı. 1 aydır da diyet yapmaktayım. Diyet dediysem, öyle kibrit kutusu kadar peynir, 1 yaprak marul, 1 dilim salatalık gibi şok diyet değil. 2000 kalorilik diyabet diyeti uyguluyorum. Neyse efendim, kilomuza da bakıldı. Bundan sonrasına devam etmeden önce biraz geçmişe dair birşeyler anlatmam lazım ki, tuhaflık ortaya çıksın :)
10 yıl önce yaşadığım bir sağlık problemiyle beraber (polikistik over) hızla kilo almaya başladım. Bütün hormonal dengem altüst olmuştu. Hani nerdeyse eşimle beraber aynı berberde saç sakal traşı yaptıracak hale gelmiştim :) Hastalığın özelliğini bilenler bilir, hızla kilo aldırır, kilo alınca da hastalığın şiddeti artar. Üstelik de kilo vermek çok zordur. Tam bir kısır döngüdür yani. Neyse efendim, bu problem sebebiyle yıllardır kilolarımla ve birçok ek problemle uğraşmak zorunda kaldım. Doktor kontrolünde defalarca kilo vermeme rağmen hastalık geçmediği için hepsini geri aldım. Üstelik bu hastalık çocuk sahibi olmamı da engelliyordu.
Geçen Mart ayında artık bu sorunu aşıp çocuk sahibi olmak için doktorumuzun kapısını çaldığımızda ben yine en kilolu olduğum dönemlerimden birini yaşıyordum. Doktorun "zayıfla da gel şişko !" diyeceğinden emin şekilde gittim :) Şimdi ilk tuhaflığımız geliyor efendim : Benim bu hastalığin kendiliğinden düzeldiği ve tüm hormonlarımın olması gereken seviyeye geldiği tespit edildi. Bu sebeple doktorum kiloma hiçbir eleştiri yapmadan tedavisine başladı ve ilk denememizde çok şükür hamilelik gerçekleşti.
Sonraki dönemlere dair korkularım vardı, hamilelikte alınacak 10-15 kg benim için ve bebek için kötü olabilirdi. Bundan dolayı ürküyordum açıkçası. Ama ilk dört ayda yaşadığım problemler sebebiyle 3 kg vererek başladım hamileliğe. Üstelik de nerdeyse kıpırmadan sürekli yatmama rağmen. Şimdi ikinci tuhaflığımız geliyor: Her gün önce canının çektiği tatlıyı yapıp, sonra ona göre yemek uyduran ben, biran önce tatlıyı yiyebilmek için hızlı hızlı yemek yiyen ben, dört ay boyunca tatlıdan nefret ettim. Sadece sabahları bir çay kaşığı pekmez yiyordum zorla. Bu da kilo vermeme sebep oldu. Üstelik de hiçbir bulantı şikayetim olmamasına rağmen.
Sonraki 3 ayda kilo almaya başladım. Özellikle 6. aydan itibaren ayda 2 kg almak normal kabul edildiği için yaklaşık 10 kg civarında kilo alacağımı tahmin ediyordum. 1 ay öncesine kadar her kontrolde yaklaşık 1 kg civarı kilo artışım olmaya başlamıştı. Şimdi gelelim üçüncü tuhaflığımıza: Şu an 32. haftamızdayız ve ben son 1 ayın ilk yarısında sadece 200 gr alırken, son yarısında ise yaklaşık yarım kg zayıflamışım. Üstelik Ayşe'nin kilosu da maşallah tam olması gereken düzeye gelmiş, haftasıyla uyumlu yani. Şu an başlangıçtan bu yana sadece 6 kg almış durumdayım. Kısacası hamileliğin 8. ayında kilo veren bir şişko olarak :) soruyorum size, bu tuhaflık değil de nedir ?
Bu arada hepinizin önünde, kiviye hamile kalmış diye dalga geçtiğim Ebru Şallı'dan da özür diliyorum. Meğersem fazla kilo almadan da hamilelik geçirilebiliyormuş :) Aynı beslenme düzenini doğum sonrası da sürdürmeyi düşünüyorum. Tahminlerime göre 1 yıl sonunda ideal kiloma ulaşabilirim. Benimle aynı diyete talim etmek durumunda kalan eşim de kilo verdi :)
Hadi hayırlı traşlar ...
Sağlık Köşesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sağlık Köşesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
24 Aralık 2010 Cuma
6 Haziran 2010 Pazar
Hormona Gel !
Geçen hafta bir çalışma için makina imalatı yapan bir firmaya gittim. Çalışma sırasında, üretimdeki ustalardan birinin telefonu çaldı ve şöyle bir konuşma gerçekleşti:Usta: Ne oldu gene?
Ustanın ağlayan karısı: Böööhüüüüüüüü
Usta: Ne oldu, ne ağlıyon gene?
Ustanın ağlayan karısı: Böööhüüüüüüüüüüüüüüüüüüü ühhüüü ühh
Usta: Annem bişey mi dedi?
Ustanın ağlayan karısı: Vaaaahhhhhhaaaaaa hüüüüüü
Usta: Tamam tamam, ağlanır mı bunun için, kapat kapat hadi, işim var.
ÇATTTT
O an afalladım, belli ki kadının canı bişeye sıkılmış, üzülmüş, derman olsun diye kocası olacak kozalağı (evet evet bildiniz, erkeg milletine çemkireceğim gene) aramış, o ise anlamaya çalışmadan çat diye telefonu kapatıyor. Aklıma yıllar önce okuduğum bir yazı geldi. Empati ile (o zamanlar kişisel gelişiyordum) ilgili yapılan bir araştırmada, kadın ve erkeklerden, bildikleri duygu türlerini ifade etmeleri istenmiş. Araştırma sonucunda, kadınların yaklaşık 25 duygu tanımlarken, erkeklerde bu sayının 3-5 olduğu tespit edilmiş. Evettt, bu kadarla sınırlıymış. Bu yüzden de kadınların daha empatik olduğu, erkeklerinse karşı tarafın duygularını anlamaktan yoksun kozalaklar olduğu sonucuna varılmış.
O zamanlar da düşünmüştüm, sebep ne olabilir diye, ustanın konuşmasına şahit olduktan sonra sebebin hormonlar olabileceği kanısına vardım. Kadınlar pek çok hormonun etkisi altındadır. Testesteronu yükselirse, bıyığı çıkar, hacı gibi olur. Östrojeni yükselir, içten yanmalı motora dönüşür. Prolaktini yükselir, maçta ayağına tekme gelen futbolcu için bile gözyaşı dökecek hale gelir. Hormonlar geri çekilir, menapoza girer, sıcak soğuk dengesini tutturamaz. Hayatının her anında bir hormonun etkisi altında kalır.
Oysa erkeği yöneten tek hormon testesterondur. Hayatının evrelerinde, bu hormonun sadece miktarı değişir. Ergenlikte, hareket edebilen her dişinin güzel görünmesini sağlar. Yirmili ve otuzlu yaşlarda, skora gitme isteği uyandırır. Kırklarda, kıymeti anlaşılmaya başlanır. Ellilerde, yaşlanma korkusuyla hormonu tavan yaptırma isteği uyanır ama iyi sonuçlanmaz. Altmış ve üzerinde, hormona veda edilir, aza kanaat edilir.
Testesteronun hakimiyeti, erkeklerin günlük konuşma diline de yansır. Mesela maçlarda; gol olmamıştır, nasıl koyduk çocuğu olmuştur. Maç kazanılmamıştır, nasıl geçirilmiştir. Hormon dile de vurmuştur kısacası.
Bu yüzden canlarım, garipleri hor görmeyelim. Tasarımları böyle olunca, fazla duyguya imkan kalmıyor. Artık kendilerine, "senin dünyanın en güzel kadını olduğunu" cevabını beklediğiniz ama kendisinin esasen akşamki fasulyeden kalmış mıdır diye düşündüğü , ayıp olmasın diye size "seni canım" diyeceği "ne düşünüyorsun sevgilim" sorusunu sormayın. Tepki verdiğinizde sizi anlamamasına da aldırmayın. Size onlarca çeşit duygu sağlayan hormonlarınızı da sevin emi :)
Pai pai
6 Mart 2010 Cumartesi
Bihter Yorgunluğu ve Pelin Batu Tipi Vücut Atması
Blogumuz her konuda sizlere hizmet etmeye devam ediyor. Bugün itibariyle sağlık köşemiz de hizmete açılmıştır. Lütfen sorunlarınızı doktorumuz sayın Arzu İmörcinsi’ye iletmekten çekinmeyiniz.Köşemizin ilk konusu Bihter yorgunluğu sayın okurlarımız. Genellikle Mart ayıyla birlikte başlayıp Haziran başlarında sona erer, yani mevsimseldir. Halk arasında “bahar yorgunluğu” olarak da bilinir. Sabahları uyanma zorluğu, geceleri tavuk misali erken yatma güdüsü ve gün içerisinde de passiflora ile sakinleşmiş bir modda gezinme şeklinde kendisini gösterir. Ancak grip virüslerinin her yıl evrilmesine benzer şekilde, bahar yorgunluğu mevsimsel olmaktan çıkmış, tüm yıla yayılan bir rahatsızlık haline gelmiştir. Tıp dünyası bu duruma artık “Bihter yorgunluğu” adını vermektedir.
Malumunuz, Aşk-ı Memnu dizisinde; evin hanımı Bihter, sabahtan akşama kadar evin salonuyla yatak odası ve Behlül’ün odası arasında zaman geçirmektedir. Ne yemek, ne çamaşır ne de bulaşık derdi olmayan Bihter, çok sık yorulmakta ve odasında dinleneceğini söylemektedir. Hiçbir halt etmediği halde bu kadar yorulmasının sebebi anlaşılamamaktadır. Üstelik hastamızın suya karşı aşırı bir afinitesi vardır. Dinlenme seanslarının en önemli parçasını küvette, kafayı suya sokmadan yatmak ve bu esnada Behlül insanını plaket büyüklüğündeki cep telefonuyla taciz etmek oluşturmaktadır. Günde beş posta kıyafet değiştirmek de semptomlar arasında yer almaktadır.
Eğer sizde de benzer belirtiler varsa; işte size rahatsızlığınızın kök nedeni ve önerdiğimiz tedavi. Ziyagil köşkünün pencereleri hiç açılmamakta ve içerisi havasız kalmaktadır. Pencereler en son Nesrin ile Laz balıkçının nişanında açılmış ve sonrasında derhal kapatılmıştır. İçerideki oksijen miktarı az olması, Bihter’in kendisini halsiz hissetmesine neden olduğu gibi Adnan Ziyagil’in de çıkan boynuzlarını bir türlü fark edememiş olmasına sebebiyet vermektedir. İkinci sebep, Bihter’in aşırı derecede duş almasıdır. Tahminimiz odur ki, Bihter’in el ve ayak parmakları 24 saat boyunca büzük büzüktür. Yani vücudu aşırı derecede su kaybetmektedir. Yakında ayak parmakları arasında perde oluşma ihtimali bulunmakta, zaten her daim paytak paytak yürüyen Bihter’in genlerinin, dehidratasyon sonucu mutasyona uğradığı düşünülmektedir. Sürekli cep telefonuyla Behlül’ü taciz etmesi de, “huzursuz parmak” sendromunun bir sonucudur. Günde beş posta kıyafet değiştirmesi ise psikosomatik bir hastalıktır. Kendisini boşlukta hisseden Bihter, kıyafet değiştirerek iş yaptığına inanmaktadır. Oysaki fizikte şöyle bir kural vardır: Her hareket iş değildir beybi !Burada tavsiyemiz, Bihter’in derhal KPPS’ye başvurması, gerizekalı üvey kızı maloş Nihal’le birlikte sınava hazırlanmasıdır. Tedavi sürecinin en önemli parçası ise, köşke sadece sabah 10.00 – 12.00 saatleri arası su verilmesi olacaktır. Bu esnada köşkün pencereleri açılacak ve ev havalandırılacaktır.
Bugün ele alacağımız bir diğer hastalık da Pelin Batu tipi vücut atması sayın okurlar. Genellikle 30 yaş altı entellektüel kadınlarda görülen bu hastalık, uzun süre aynı pozisyonda oturulduktan sonra, birden bire irkilerek kendine gelme şeklinde ortaya çıkmaktadır. Yetmiş milyona rezil olma gibi sonuçlar yaratabilmektedir. Hastalığın semptomları arasında, poponun feci şekilde uyuşması, boyun tutulması, ağızdan salya akması ve vücut atana kadar geçen sürede gözde çapak birikmesi yer almaktadır. Bu hastalığın halk dilindeki adı “oturduğun yerde uyuyakalmaktır”. Pelin Batu’nun yönettiği tüm tartışma programlarında dekor şeklinde sessiz ve hareketsiz durması sebebiyle, vücudunda kalıcı bir hasar oluştuğu düşünülmektedir.
Vücut atması sorunu yaşayan herkese tavsiyemiz, uzun süre oturacaksanız eğer, her yarım saatte bir sandalyeden hafifçe doğrulmanız ve tatoşları havalandırmanız ve mümkünse bir bacağınızı altınıza alarak oturmanızdır. Bacağınız uyuşmaya başladığında, ister istemez kendinize geleceğiniz için, vücudunuzun atmasına fırsat vermeden toparlanmış olursunuz. Son önerimiz de tarih dışında eğlenceli konular seçilmesi olacaktır. Tarih de uyutur adamı be hacı :D

İlk sağlık köşemizin sonuna geldik. Lütfen çekinmeden bize ulaşınız. Ancak bize Haydar Dümen muamelesi yapmayınız, valla utanmadan cevap yazarız, elaleme maskara olursunuz heee ! Hadi pai pai :D
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)