15 Kasım 2010 Pazartesi

Ortaya Karışık: Bölüm Birkaç Kusür

Selam gençler ! Geçen hafta babamız şehirdışına çıkınca kızımla başbaşa kaldık. Benim bilgisayar da sizlere ömür olduğu için 10 Kasım'da eklemek istediğim yazıyı ekleyemedim. O gün kendiliğinden Anıtkabir'e, Dolmabahçe'ye akın eden binlerce insanı görünce yüreğime azıcık su serpildi. Büyük Önderimizi saygıyla selamlıyorum.

15 gündür Dünya Voleybol Şampiyonası sayesinde güzel vakit geçirme şansım oldu. Bizim maçlar genelde sabahın köründeydi ama ben zaten çok erken uyandığım için sorun olmadı. Aylin Abla işkencesi yüzünden maçları sessiz şekilde izledim. Buradan NTV'ye seslenmek istiyorum, beni izlediğinizi biliyorum :) , birader lütfen Aylin Ablayı yormayın, dinlendirin, yorum felan yapmasın. Hata yaptığımızda çıkardığı ahuaaahhhhhgg sesine daha fazla tahammül edemeyeceğim. Bu arada kızları da tebrik ederim, iyi bir sonuç aldık.

Eheeemm ehemmmm, Trabzonsporumuz şahane gidiyor, söylemesi ayıptır ama nal toplatıyor desek yalan olmaz sanırım. Temiz temiz futbolumuzu oynuyoruz, golümüzü atıyoruz. Kızım çok şanslı, çünkü harika bir sezonda doğmuş olacak inşallah. Onu seçimleri konusunda yüreklendirme kararı aldık babamızla, seçimlerine saygı göstereceğiz. Ama 3 konuda biz ne dersek o olacak, valla kızım demem, fena pataklarım :) Birincisi, Atatürk sevgisiyle büyüyecek, ilkelerini öğrenecek ve benimseyecek. İkincisi , sosyal demokrat olacak, CHP'nin büyük geçmişini bilecek. Üçüncüsü ise Trabzonsporlu olacak, başka yolu yok :) Bu konuda gereken tüm beyin yıkama faaliyetleri tarafımca yürütülecek.

Yarın Kurban Bayramı başlıyor. Biz bayrama erken başladık. Samsun'dan gelen arkadaşlarımızla dün ve bugün çok güzel zaman geçirdik. Yarından itibaren her yeri mangal kokusu saracak. Buradan kurban keseceklere sesleniyorum. Lütfen bu bayramın paylaşım odaklı olduğunu unutmayın, mangal bayramına çevirmeyin. O kurbanları paylaşmak için kesiyorsunuz, derin dondurucunuza stok yapmak için değil ! Buraların bu pintiliğinden hoşlanmıyorum hiç. Bizim memlekette kurban eti dağıtılır, kalanı pişirilir, onu da ev halkı ve gelen misafir yiyip bitirirdi.

Bugün Ayşe için bir sürü cici beğendik, uyku setleri, nevresimler, havlu takımları vs vs. Bayramdan sonra gidip alacağız kısmetse. 26. hafta da bitti çok şükür, giderek heyecanımız ve sevincimiz artıyor, hele de eşyaları birer birer eve gelmeye başlayınca onun hayatımıza kattığı güzellik daha da belirgin oluyor. Kızım, Ayşem, nasıl seviliyorsun, bekleniyorsun bir bilsen.

Ortaya karışık yazımız burada sona eriyor. Hepimiz için güzel bir bayram olsun inşallah. Pai pai

6 Kasım 2010 Cumartesi

Özlem...

Bülent Ecevit'i kaybedeli dört yıl oldu. Onun adamlığını, onun prensiplerini, onun duruşunu, onun dürüstlüğünü, onun vatanseverliğini, onun sosyal demokratlığını, onun ozanlığını, onun eşine olan aşkını unutmak mümkün değil.

Özlemimiz bitmeyecek ...

2 Kasım 2010 Salı

Vay beee !


Geçen sene bugündü, genç kadın sıkıntılı bir projeyi henüz bitirmişti. Hava çok yağmurluydu, dışarıya çıkılacak gibi değildi. Uzun süredir içini kemiren yazma isteğini daha fazla engelleyemeyeceğinin farkındaydı. Ne yapmak istediğine karar verememişti, kahverengi gözlerinde o tereddütü görmek mümkündü. Yemeklerden mi yazmalıydı, yoksa içindeki deliyi açıkça ortaya dökecek birşey mi yapmalıydı? Yaşatmayı başarabildiği tek bitki olan kaktüsüne bakıp derin derin içini çekti genç kadın. Dur hele dedi, bir başlayalım. Malum Türküz, bizde kervan yolda düzülür diye düşündü. Kıvırcık uzun saçları alnına dökülmüştü. Saçlarını toplayıp hadi bismillah diyip işe koyuldu.
Öfff daha fazla uzatmayayım, bloga başlayalı tam 1 yıl olmuş. Kutlama babında yani :) Genç kadın da ben oluyorum, kuyruklu yalan !
İyi ki başlamışım yazmaya... Okuyan, yorum yapan, yapmayan, vay beee diyen, hadi lennn diyen herkese teşekkürler. Pai pai

22 Ekim 2010 Cuma

Askerlik Günlerim :)

Başlığa şaşırmayın ! Kendimi şafak sayan bir asker gibi hissediyorum. Çalışmaya devam edemediğim için sürekli evdeyim. Benim gibi bir dk boş durmayı sevmeyen birisi için son derece sıkıcı bir durum olsa da, kızımın giderek kuvvetlenen ve sıklaşan tekmeleri sayesinde yalnızlık çekmiyorum :)

Gözünü açamayan, sürekli uyuklayan biri haline gelmedim çok şükür. Hatta geceleri bile zorlukla uykuya dalıyorum, uyanırsam da tekrar uyuyamıyorum. Buna geceyarısı 2'de, sıkmaya geçince 4.5 şiddetinde deprem yaratan 80 model çamaşır makinasını çalıştıran öküz ötesi komşumun katkısı da çok büyük tabi. Yine de sabahları çok neşeli uyanıyorum. Çünkü her yeni sabah, teskereye yaklaşmak demek.

Peynir, yumurta ve sıcak limonlu sudan oluşan kahvaltımı, zevk almasam da yiyorum. Her sabah yumurta yiyeceğimi ve hiç çay kahve içmeyeceğimi söyleyen biri olsaydı bir tarafımla gülerdim ona ama durum aynen böyle. Üstelik de canım istemiyor bile. Canım sadece ve sadece hamburger istiyor, ama katkı maddesi vs korkusundan yemiyorum. Kahvaltımız bitince, eşim o gün yapacağım yemeklerin malzemelerini hazırlıyor benim için. Sonra kızımla babamızı işe uğurlayıp yemek yapmaya başlıyoruz. Dengeli beslenme piramidi gibiyim maşallah, kızıma yarayacak yemekler yapıyorum hep :) Yemekler pişince, kızımla bıcı bıcı yapıp cici kız oluyoruz ve TV izlemeye başlıyoruz.

Hamilelik dönemini evde geçireceğimi anladığımda, biriken kitapları bitirebileceğimi ve uzun uzun okuyabileceğimi sanmıştım. Ama oturamadığım için ancak 20-25 dk okuyabiliyorum. Bu yüzden günlerimi malak gibi TV izleyerek geçiriyorum.

Sabahları Müge Anlı ile dedektiflik yapıyoruz. Öğle saatleri itibariyle evlendirme programlarına geçiş yapıyoruz. Akşam üzeri de Yemekteyiz'e takılıyoruz. Akşam babamız gelince, çok neşeleniyoruz. Kızım da tekmelerini sıklaştırıyor. Birlikte yemek yiyip sohbet ediyoruz, Ayşe'yi konuşuyoruz. Ona dair hayaller kuruyoruz. Yemek sonrası da sevdiğimiz dizileri izliyoruz.

Bu sezon favorimiz Öyle Bir Geçer Zaman Ki ve Behzat Ç. oldu. Salı geceleri Osman'ın hegemonyasında ve gözyaşlarıyla geçiyor. Zırıl zırıl ağlıyorum her bölümde. Yerim ben onu yaa, nasıl tatlı nasıl şirin birşey o. O Caroline yosmasına da fena gıcığım. Behzat Ç'ye gelince; yıllardır CSI serisini, Cold Case'i ve Without A Trace'i hatmetmiş biri olarak polisiyelere bayıldığım bir gerçek. Ama bu dizi gerçekten farklı. Kadro çok iyi, diyaloglar gerçekçi. Ailecek büyük hayranıyız, zevkle izliyoruz efenim :)

Günlerimiz böyle geçiyor işte. Haftasonları dışarıya çıkabiliyorum biraz biraz. Babasının parka götüreceği minik kızlar gibi heyecanla bekliyorum o anları :) Meğer insan aslında ne kadar çok şükredecek şeye sahipmiş. Çorabını giyebilmek, yan yatıp uyumak, sandalyede oturabilmek ... Tüm kısıtlamalara rağmen, Ayşe'yi beklemek harika bir duygu. Artık bakınca bile görülebilen hareketlerini izlemek, onun hayatımıza getirdiği mutluluğu yaşamak harika. Hele dedesinin Trabzon'dan gelirken getirdiği peştemalden yapılmış minik elbisesine bakmak acaip birşey. O şimdi bana olabilecek en yakın yerde. Kalbi bedenimin içinde atıyor. Yine de o kadar çok özlüyorum ki kızımı. Göbeğimi seve seve bir hal oldum :)

Şimdilik bu kadar olsun. Bizim mama saatimiz geldi :) Pai pai

9 Ekim 2010 Cumartesi

Yaramaz Bir Kelebek

O yaramaz kelebeğin adı Ayşe! Beş ay dört gündür bizimle yaşıyor. Şu anda ben bu satırları yazarken o yaramaz kelebeklik görevine devam ediyor, yani içimde kıpır kıpır hareket ediyor :)

Bu arada selamlar herkese. Bu hafta amniyo sonuçlarımızı aldık, çok şükür herhangi bir problem çıkmadı. Yaramaz kelebeğin genetik olarak da kız olduğunun belli olması babasını acaip mutlu etti :) Ultrasonda yanılma olabiliyormuş diye tasalanmıştı biraz. İkisinin arasındaki aşk şimdiden başladı bile. Sakin sakin dururken, eşim konuşmaya başladığında, Ayşe hanım da tekmelerine başlıyor. Kızım diye demiyorum, çok sıkı tekme atıyor kerata :)

Son bir aydır çok iyi hissediyorum. Öncesinde kendimi hasta gibi hissederken, bu son haftalarda nihayet hamileliğin güzelliğini yaşamaya başladım. Ayşe'nin hareketlerini hissetmeye başlamak sağladı bunu. Yaramaz kelebeğim ben ayakta olduğumda sakin duruyor ama yattığım anda hareketlerine başlıyor. Artık sürekli yatmak zorunda da değilim. Bir aydır yemek yapabiliyorum, ufak tefek işler yapabiliyorum, en güzeli de masada yemek yiyebiliyorum. Sıcak havalarda sürekli yatmamdan dolayı sırtımda çıkan yüzlerce kırmızı nokta da iyileşmeye yüz tuttu. Kısacası artık herşey yolunda diyebilirim.

Ayşe'nin odasını da seçtik internetten. Çilek'in Cici adlı koleksiyonunu beğendik. Hatta bugün vakit olursa gidip yerinde göreceğiz. Geçen hafta LCW'nin kız bebek reyonlarında kendimizi kaybetmemek için zor tuttuk :) O miniş elbiseler, etekler çok tatlıydı çok. Ama 7. aydan önce alışveriş yapılmaz diye bir gelenek varmış, o yüzden almadık birşey.

İşte böyle... Yaramaz kelebeğimiz hayatımızdaki yerini şimdiden aldı bile. Bu, muhteşem bir duyguymuş. Varlığıyla hem bana hem de eşime yepyeni bir heyecan ve yaşama sevinci kattı. İnsanın sanki yaşı sıfırlanıyor, hayata onunla birlikte yeniden başlayacakmış gibi hissediyor. Çocuk konusunda tereddüt duyanlar varsa, diyeceğim o ki, bu yaşadığınız hiçbir duyguya ve mutluluğa benzemeyecek.

Şimdilik bu kadar yazalım. Aslında yazmayı çok özledim ama aklım fikrim hep bebişte olduğu için üşeniyorum :) Görüşmek üzere, pai pai !

15 Eylül 2010 Çarşamba

Pıncır ya da ?

Selam gençler!

Dün amniyosentez yaptırdık Pıncır'a. Ehtiyar bir annesi olduğu için mecburen yaptırmamız gerekti :) Bunun dışında herşey gayet güzeldi. Babasına çekecek sanırım, kontrol sırasında kıpır kıpırdı.

Veeeeeee Pıncır'ın cinsiyeti belli oldu. Bir kızımız olacak :) Babamız dünden beri sırıtmaktan ağzını toplayamıyor, çok mutlu oldu. Biz onu çok özlüyoruz, hastaneye kontrole gitmeye bayılıyoruz, onu görmeye gidiyoruz gibi geliyor :)

Şimdilik bu kadar yazayım, dinlenmeye devam :)

Not: Receprandum sonuçlarına acaip sinir olmuş durumdayım. Aziz Nesin'e bir kez daha saygı duydum.

Pai pai

19 Ağustos 2010 Perşembe

Kötü Blog Yoktur

Kötü blog yoktur, bakımsız blog vardır. Blogumuz bakımsız kaldı ama mazeretimiz var tabii ki. Ben de Pıncır da iyiyiz çok şükür ama yatmamız gerekiyor bir süre daha.

En kısa sürede görüşmek üzere...