Eskisi kadar olmasa da bloglar arasında geziniyorum zaman zaman. Okumaktan zevk aldığım bloglar oluyor. Bir de canımdan bezdirenler. Blogu güzelleştirmek ve zengin göstermek adına eklenen ıvır zıvır kodlar yüzünden bir çok okunası blogdan uzak durmak zorunda kalıyorum. En gıcık kaptıklarım "Islam is beautiful" veya "Travian" pencereleri. Hadi kapatıyorsun bir zahmet ama başka bir yazıya tıklayınca gene açılıyor. Ben de İslamın güzelliğine inanıyorum ama kek tarifi bakarken görünce de olmuyor ki arkadaş. Blogu ilk yaptığımda, ben de hevesle bir sürü şey eklemiştim ama ne bana ne de okuyanlara bir faydası olmadığı için zamanla kaldırdım hepsini.
Eeee askerliğin son dönemine girdik, dışarı çıkınca çok zorlanmaya başladım. Yılbaşı akşamı eve erken dönmek durumunda kaldık, saat dokuz civarında da uyuyup kaldım. Daha fazla evde olmak demek, kitap da okuyamadığım için mecburen televizyona talim etmek demek. Bazen televizyonda izleyecek hiçbir şeyin olmadığı ölü zamanlar oluyor. Özellikle akşam 6-7 sularında sıkıntıdan patlıyorum. O zaman e2'deki Martha Stewart'a takılıyorum. Ya bu Cadılar Bayramı ne kadar önemli birşeymiş yaaa, ne zaman açsam bu hatun aynı bayık sesle cadılar bayramı süslemesi yapıyor. Bir de yemek yaptıkları anlar var ki incelenmesi gerek. Bunları kim seslendiriyor bilmiyorum ama sürekli bir ımhhhh ımhhh sesi var ekranda.
Martha: Hımmm evet Jane, hamura ne koyuyorsun?
Jane: İşin sırrı kerevizde Martha.
Martha: Imhhhh kereviz demek, çok severim. Bahçemde 20 bin kök kereviz var. Nasıl bir tat verecek acaba?
Jane: Immhhhh kesinlikle nefis.
Martha: Sosunda ne olacak?
Jane: Yaban mersini (Maydanoz gibi mübarek, her halta koyuyorlar bunu)
Martha: Immhhhhhhh tatlı ekşi yaban mersini sosuyla bu hamur harika olacak Jane.
Jane: Immhhh yeah!
Bundan beterini de gördüm geçenlerde. NHK World kanalında, Japon bir teyze ve iki salak Amerikalı yemek yapıyorlar. Daha doğrusu teyze yapıyor, bunlar da vokal yapıyor yandan.
- Teyze vok tavaya yağ koyar.
- Oğğğğvvvv fantastic !
- Teyze tavaya iki tane havuç atar.
- I can't believe John, it looks really delicious.
- Teyze tavaya yosun ekler.
- OMG Tony, I want to finish all.
- Oğvvvvvv John, you are right. Have you ever seen something like this dish?
- Oğğğğvvv noooo meeen.
Bunlara fazla birşey değil, bi sucuklu yumurta yapsan tavada, herifçioğulları koşa koşa Atlantik'i geçer yeminle. Sucuklu yumurta dedim de canım çekti yaaa, of yiyemiyorum da. Bi ağız tadıyla aş eremedik kardeşim ya, mantıklı hamile olmak çok zormuş. Canım hamburger çeker, zararlı diye yemem. Canım baklava ister, şekerli diye yiyemem. Şöyle kış ortasında bir erik canım çekse de gece gece eşime bir şehir turu attırsam dedim, hani hamilelik anısı babında, ulan onu da çekmedi canım. İnsan buzdolabında duran portakala aş erer mi yahu :)
Immhhhh portakal, fantastic !
2 Ocak 2011 Pazar
29 Aralık 2010 Çarşamba
Mezun Olduk Çok Şükür
Beş senedir iliğimizi kemiğimizi kurutan, ulan yeter be yaprağınıza dedirten Yaprak Dökümü'nden bu gece mezun olduk çok şükür. Beş sezonun en tırt bölümleri geçen haftaki bölümle, final bölümü oldu. Sedef'in evlenme etkinlikleriyle şişirilen iki bölümde içimize fenalık geldi resmen. Ali Rıza Bey'in ölmesi ve Ferhunde'nin cici babası dışında bir sürpriz olmadı. Gişede bilet kesen Matmazelle, çalgıcı Süleyman Efendi'yi atlamadık tabi :)
Aslında dizide henüz yeterince aksiyon yaşamamış karakterler kalmıştı. Ayşe'nin psikopata bağlaması temalı bir 10 bölüm daha şişirilebilirdi. Neyse yavrucak manyak olmadan dizi bitti. Trabzon iyi gelir Ayşe'ye ama kötü haber, Trabzon'a tren gitmiyor maalesef :)
Dizinin son bölümünde Fikret'in hala kıskanma triplerinde olması sinir bozucuydu. Necla'nın saçları her zamankinden kabarık, kot pantolonu ise yine daracıktı. Bebek haberinin eşiyle arasını düzeltmesini bekledim (tipik hamile duygusallığı :) ) 29 Aralık günü, İstanbul'da herkes mantolu paltolu iken, zavallı Sedef'in omuzlarına bir şal bile verilmemesi de ilginçti doğrusu. Şevket'e veda yemeği sahnesindeki çiğ köfteye dibim düştü ama daha en az 2 sene yasak tabi.
Benim final bölümünde beklediklerim şunlardı:
Aslında dizide henüz yeterince aksiyon yaşamamış karakterler kalmıştı. Ayşe'nin psikopata bağlaması temalı bir 10 bölüm daha şişirilebilirdi. Neyse yavrucak manyak olmadan dizi bitti. Trabzon iyi gelir Ayşe'ye ama kötü haber, Trabzon'a tren gitmiyor maalesef :)
Dizinin son bölümünde Fikret'in hala kıskanma triplerinde olması sinir bozucuydu. Necla'nın saçları her zamankinden kabarık, kot pantolonu ise yine daracıktı. Bebek haberinin eşiyle arasını düzeltmesini bekledim (tipik hamile duygusallığı :) ) 29 Aralık günü, İstanbul'da herkes mantolu paltolu iken, zavallı Sedef'in omuzlarına bir şal bile verilmemesi de ilginçti doğrusu. Şevket'e veda yemeği sahnesindeki çiğ köfteye dibim düştü ama daha en az 2 sene yasak tabi.
Benim final bölümünde beklediklerim şunlardı:
- Fikret, içindeki duygulara yenilerek, Sacide'nin çalıştığı barda şarkıcı olarak işe başlayıp kadının ayağını kaydırır.
- Tahsin, zam şampiyonu domates sayesinde iyi para kaldırır, Erman Toroğlu'nun izinden gitmeye karar verip NTVSpor'a yorumcu olur.
- Necla'da trilyonda bir görülen bir çeşit saçkıran hastalığı çıkar ve tüm saçları dökülür. Yumurta kılıklı kocası, boynundan eksik etmediği atkı ile Necla'yı boğar ve Oğuz'la aynı koğuşa düşer.
- Leyla'ya aniden bir zeka gelir, ÖSS'ye girer, adı kopya skandalına karışır. Ali Rıza Bey bir kez daha kahrolur, kirpiklerine de felç iner.
- Şevket tam tahliye olacakken, babası için tuttuğu günlükler yanındaki jandarmanın ayağına düşer, bu ani hareket karşısında şaşalayan jandarmanın belinden düşen tabancası ateş alır ve ateşlenen tek kurşun önce Şevket'i tatoşundan vurur, onu geçip Şevket'i almaya gelen Mithat Kara'nın keltoşuna saplanır. Şevket, ölüme sebebiyetten tekrar hapse geri döner. Böylece Şevket, Ali ve Oğuz aynı koğuşta buluşur.
- Hayriye'nin Natali'yi canından bezdirdiği anlardan birinde Natali işi Kazıklı Voyvoda'ya bağlar ve Hayriye'yi merdivenlerden iter. Felç geçiren Hayriye, kocasının yanına yapılan bir yatakta yatarak cezasını çeker.
- Ferhunde, İstanbul'daki tüm erkekleri tükettiği için aylar önce gündeme gelen Moğol erkeklerin Türkiye'den gelin alma talebini hatırlar. Moğolistan'a giden uçağa binen Ferhunde, yolda her ihtimale karşı iki işadamını ve pilotu da haremine alır.
- Ayşe, dizideki tek mantıklı karakter olan Reyhan'a sığınır. Reyhan tayinini Darende'ye ister. Ayşe'yi de alıp oraya yerleşir.
Bunlar olaydı, bak bu final tadından yenmezdi. Neyse bitti gitti artık. Gene de tuhaf oluyor insan yahu. Her hafta göre göre alışıyor.
Hoşçakalın
26 Aralık 2010 Pazar
2010'un Muhasebesi

2010 geldi ve geçti bile. Bana daha çok mutluluk getiren bir yıl oldu ama tüm yönleriyle bakmak lazım. Bakalım o zaman !
2010'da beni en çok ne mutlu etti?
Tabiiii ki Ayşe'ye hamile kalmış olmak. Yıllardır beklediğimiz bebeğimiz, kuzumuz, annesiyle babasını bu yıl mutlu etmeyi seçti.
2010'da beni en çok ne mutsuz etti?
Bu yıl beni mutsuz eden tek şey dayımı kaybetmek oldu. En son çocukken gördüğüm dayım, aileden uzak ve kopuk yaşıyordu. Böyle hiçbir şey paylaşamadan, bir yabancı gibi hayatımızdan gitmesi beni çok üzdü.
2010'da neler / kimler canını sıktı?
İktidar partisi, onlar ne yapsa oy vermeye hazır olan yandaşları, candaş medyalarının taraflı haberleri, Baykal ve Sav'ın hala çekilmemekte direnmesi vb.
2010'da beni en çok ne güldürdü?
Ata Demirer'in Eyvah Eyvah filmine çok güldüm. Bir de Fener'in 2 dakikalık şampiyon kutlamasına bayıldım.
2010'da beni en çok ne korkuttu?
Henüz 8 haftalıkken Ayşe'yi kaybetme tehlikesi beni mahvetmişti. O korkuyla 4 ay kıpırmadan yattım. Çok şükür bitti, geçti.
2010'da beni en çok ne ağlattı?
Ege Üniversitesi aciline gittiğim iki gece ağladığım kadar hiç ağlamamıştım. Kasap gibi bir kadın doktorun, "bebek büyük ihtimalle düşer" diyip sanki bademciklerim şişmiş de ilaç yazıyor duygusuzluğuyla davrandığı o gece, 20 Temmuz gecesi, ağlamaktan harap olmuştum.
2010'da planlayıp da yapamadığım ne var?
Hamilelik olsa bile sonuna kadar çalışmayı ve aktif bir hamilelik geçirmeyi planlamıştım. Ama tek aktivitem evlenme programı izlemek oldu :) Bu arada yasal doğum iznim de başlamış oldu bu hafta. Artık raporluyum haaa :)
2010'da kendimde en çok neyi geliştirdim?Her zaman sahip olduğum anne babam ve eşim için şükrederdim Allah'a ama bu yıl, özellikle hamile kaldıktan sonra, daha fazla şükreder ve dua eder oldum. Herşeye daha sakin ve olgun bakabiliyorum. Ayşe'nin varlığı geleceğe duyulan kaygıları artırsa da o kaygıları daha yürekli karşılayabildiğimi hissediyorum.
Önceden yapamadığım ama 2010'da başardığım birşey var mı?
Evde aşure ve mantı yapmak :) Yaptım valla.
2010'da en çok kime minnet duydum?
Bitanecik doktorum Eser Bey ve hemşireleri Şermin ve Gülsüm'e. İyi ki varlarmış...
2010'da en çok kimi dinledim?
Hayko ve Şebnem Ferah'ın yeni albümlerini hatmettim. Hayko hayranlığım malum, onu dinlemeye doyamıyorum. Bir de Shantel'in Disco Partizani'si. :) Ne zaman duysam kalkıp şakır şakır göbek atasım geliyor.
2010'da beni en çok kim / ne umutlandırdı?
CHP'nin başına Kemal Kılıçdaroğlu'nun geçmesi, Trabzonspor'umun şahane bir sezon geçirmesi, Mehmet Ali Birand'ın bir gün hatasız haber sunması ihtimali :)
2010'u nasıl bitireceğim?
Kısmetse eğer eşim o günü tamamen bize ayıracak, biraz AVM dolaşıp renkli vitrinlere bakacağız. Ayran eşliğinde zararsız bir yemek yiyip :) kendimi iyi hissedersem sinemaya gideceğiz. Kırmızı don giyip şansımızı deneyeceğiz. Milli Piyango çekilişini izleyip hiçbir şey çıkmayan biletimizi yine de 2-3 gün atmayıp saklayacağız. İkramiye kazanana imrenip, sonra da aman haydan gelen huya gider diyip unutacağız. O haftasonu kızımızın odası boyanacağından onunla ilgili hayallere dalacağız ve birbirimizi gülümserken yakalayacağız.
Evet,bir yılın daha sonuna geldik. Yapımda, yayında ve yaşamda emeği geçen herkese teşekkür ederiz.
24 Aralık 2010 Cuma
Tuhaflık Paçamdan Akıyor
Dün doktor kontrolümüz vardı. Malum şeker problemimiz vardı, ondan sebep her kontrolde açlık ve tokluk şekeri kontrolü yapılmaya başlandı. 1 aydır da diyet yapmaktayım. Diyet dediysem, öyle kibrit kutusu kadar peynir, 1 yaprak marul, 1 dilim salatalık gibi şok diyet değil. 2000 kalorilik diyabet diyeti uyguluyorum. Neyse efendim, kilomuza da bakıldı. Bundan sonrasına devam etmeden önce biraz geçmişe dair birşeyler anlatmam lazım ki, tuhaflık ortaya çıksın :)
10 yıl önce yaşadığım bir sağlık problemiyle beraber (polikistik over) hızla kilo almaya başladım. Bütün hormonal dengem altüst olmuştu. Hani nerdeyse eşimle beraber aynı berberde saç sakal traşı yaptıracak hale gelmiştim :) Hastalığın özelliğini bilenler bilir, hızla kilo aldırır, kilo alınca da hastalığın şiddeti artar. Üstelik de kilo vermek çok zordur. Tam bir kısır döngüdür yani. Neyse efendim, bu problem sebebiyle yıllardır kilolarımla ve birçok ek problemle uğraşmak zorunda kaldım. Doktor kontrolünde defalarca kilo vermeme rağmen hastalık geçmediği için hepsini geri aldım. Üstelik bu hastalık çocuk sahibi olmamı da engelliyordu.
Geçen Mart ayında artık bu sorunu aşıp çocuk sahibi olmak için doktorumuzun kapısını çaldığımızda ben yine en kilolu olduğum dönemlerimden birini yaşıyordum. Doktorun "zayıfla da gel şişko !" diyeceğinden emin şekilde gittim :) Şimdi ilk tuhaflığımız geliyor efendim : Benim bu hastalığin kendiliğinden düzeldiği ve tüm hormonlarımın olması gereken seviyeye geldiği tespit edildi. Bu sebeple doktorum kiloma hiçbir eleştiri yapmadan tedavisine başladı ve ilk denememizde çok şükür hamilelik gerçekleşti.
Sonraki dönemlere dair korkularım vardı, hamilelikte alınacak 10-15 kg benim için ve bebek için kötü olabilirdi. Bundan dolayı ürküyordum açıkçası. Ama ilk dört ayda yaşadığım problemler sebebiyle 3 kg vererek başladım hamileliğe. Üstelik de nerdeyse kıpırmadan sürekli yatmama rağmen. Şimdi ikinci tuhaflığımız geliyor: Her gün önce canının çektiği tatlıyı yapıp, sonra ona göre yemek uyduran ben, biran önce tatlıyı yiyebilmek için hızlı hızlı yemek yiyen ben, dört ay boyunca tatlıdan nefret ettim. Sadece sabahları bir çay kaşığı pekmez yiyordum zorla. Bu da kilo vermeme sebep oldu. Üstelik de hiçbir bulantı şikayetim olmamasına rağmen.
Sonraki 3 ayda kilo almaya başladım. Özellikle 6. aydan itibaren ayda 2 kg almak normal kabul edildiği için yaklaşık 10 kg civarında kilo alacağımı tahmin ediyordum. 1 ay öncesine kadar her kontrolde yaklaşık 1 kg civarı kilo artışım olmaya başlamıştı. Şimdi gelelim üçüncü tuhaflığımıza: Şu an 32. haftamızdayız ve ben son 1 ayın ilk yarısında sadece 200 gr alırken, son yarısında ise yaklaşık yarım kg zayıflamışım. Üstelik Ayşe'nin kilosu da maşallah tam olması gereken düzeye gelmiş, haftasıyla uyumlu yani. Şu an başlangıçtan bu yana sadece 6 kg almış durumdayım. Kısacası hamileliğin 8. ayında kilo veren bir şişko olarak :) soruyorum size, bu tuhaflık değil de nedir ?
Bu arada hepinizin önünde, kiviye hamile kalmış diye dalga geçtiğim Ebru Şallı'dan da özür diliyorum. Meğersem fazla kilo almadan da hamilelik geçirilebiliyormuş :) Aynı beslenme düzenini doğum sonrası da sürdürmeyi düşünüyorum. Tahminlerime göre 1 yıl sonunda ideal kiloma ulaşabilirim. Benimle aynı diyete talim etmek durumunda kalan eşim de kilo verdi :)
Hadi hayırlı traşlar ...
10 yıl önce yaşadığım bir sağlık problemiyle beraber (polikistik over) hızla kilo almaya başladım. Bütün hormonal dengem altüst olmuştu. Hani nerdeyse eşimle beraber aynı berberde saç sakal traşı yaptıracak hale gelmiştim :) Hastalığın özelliğini bilenler bilir, hızla kilo aldırır, kilo alınca da hastalığın şiddeti artar. Üstelik de kilo vermek çok zordur. Tam bir kısır döngüdür yani. Neyse efendim, bu problem sebebiyle yıllardır kilolarımla ve birçok ek problemle uğraşmak zorunda kaldım. Doktor kontrolünde defalarca kilo vermeme rağmen hastalık geçmediği için hepsini geri aldım. Üstelik bu hastalık çocuk sahibi olmamı da engelliyordu.
Geçen Mart ayında artık bu sorunu aşıp çocuk sahibi olmak için doktorumuzun kapısını çaldığımızda ben yine en kilolu olduğum dönemlerimden birini yaşıyordum. Doktorun "zayıfla da gel şişko !" diyeceğinden emin şekilde gittim :) Şimdi ilk tuhaflığımız geliyor efendim : Benim bu hastalığin kendiliğinden düzeldiği ve tüm hormonlarımın olması gereken seviyeye geldiği tespit edildi. Bu sebeple doktorum kiloma hiçbir eleştiri yapmadan tedavisine başladı ve ilk denememizde çok şükür hamilelik gerçekleşti.
Sonraki dönemlere dair korkularım vardı, hamilelikte alınacak 10-15 kg benim için ve bebek için kötü olabilirdi. Bundan dolayı ürküyordum açıkçası. Ama ilk dört ayda yaşadığım problemler sebebiyle 3 kg vererek başladım hamileliğe. Üstelik de nerdeyse kıpırmadan sürekli yatmama rağmen. Şimdi ikinci tuhaflığımız geliyor: Her gün önce canının çektiği tatlıyı yapıp, sonra ona göre yemek uyduran ben, biran önce tatlıyı yiyebilmek için hızlı hızlı yemek yiyen ben, dört ay boyunca tatlıdan nefret ettim. Sadece sabahları bir çay kaşığı pekmez yiyordum zorla. Bu da kilo vermeme sebep oldu. Üstelik de hiçbir bulantı şikayetim olmamasına rağmen.
Sonraki 3 ayda kilo almaya başladım. Özellikle 6. aydan itibaren ayda 2 kg almak normal kabul edildiği için yaklaşık 10 kg civarında kilo alacağımı tahmin ediyordum. 1 ay öncesine kadar her kontrolde yaklaşık 1 kg civarı kilo artışım olmaya başlamıştı. Şimdi gelelim üçüncü tuhaflığımıza: Şu an 32. haftamızdayız ve ben son 1 ayın ilk yarısında sadece 200 gr alırken, son yarısında ise yaklaşık yarım kg zayıflamışım. Üstelik Ayşe'nin kilosu da maşallah tam olması gereken düzeye gelmiş, haftasıyla uyumlu yani. Şu an başlangıçtan bu yana sadece 6 kg almış durumdayım. Kısacası hamileliğin 8. ayında kilo veren bir şişko olarak :) soruyorum size, bu tuhaflık değil de nedir ?
Bu arada hepinizin önünde, kiviye hamile kalmış diye dalga geçtiğim Ebru Şallı'dan da özür diliyorum. Meğersem fazla kilo almadan da hamilelik geçirilebiliyormuş :) Aynı beslenme düzenini doğum sonrası da sürdürmeyi düşünüyorum. Tahminlerime göre 1 yıl sonunda ideal kiloma ulaşabilirim. Benimle aynı diyete talim etmek durumunda kalan eşim de kilo verdi :)
Hadi hayırlı traşlar ...
20 Aralık 2010 Pazartesi
Sırada Harun Var :)
Sevgili Gizem'den hemen sonra Harun'dan bir mail aldım. Bu kez hazırlıklıydım ve gönderen kişinin adının "Harun Basur" olduğunu görünce çok da şaşırmadım. Sadece Gizem'in bolca kullandığı görsel öğeleri, Harun da kullanmış mıdır diye epeyce bir düşündüm. Hani kadın memesine bakmak neyse de, çok özel bir merakınız yoksa eğer, hemoroidli tatoş resmi sabah sabah pek iyi gitmezdi yani. Hadi bismillah deyip açtım maili. Çok şükür resimler görüntülenemiyordu.
Ürünle ilgili güzel bilgiler vardı. Ürünü tatoşuna sürüp çiğ köfte yemeye devam edebildiğini anlatan "Ahmet Yıldırım" bana biraz yalan gibi geldi ama neyse. Abim madem tatoş çıkışı arızalı, boğazına mukayyet olsana biraz. Bak Harun reklam eder seni böyle elaleme.
Sırada ne var merak ediyorum. Burhanettin Ereksiyonoğlu ya da Sanem Özkanama'dan da ürün önerileri gelecek diye tahmin ediyorum.
Bu arada, yılbaşı yaklaşınca hediye olayından dolayı bolca parfüm reklamı dönüyor TV'de. Hepsinin ortak özelliği, reklam filmi bir kadın ve bir erkek arasında geçiyor. Dekor olarak dağınık bir yatak mevcut ve de ağzının üstüne üstüne vurulmuş gibi konuşan seksüüü bir ses var. Bir de parfüm isimleri illaki "j" harfi içeriyor, ya da okunuşunda "ş" oluyor. Böyle bir hırıltı, bir hışırtıdır gidiyor. Hiç şöyle bir marka görmedim mesela: "New fragrance by Nuriye Sütlüoğulları" Şöyle anaç bir parfüm markası arıyorum ama bulamıyorum.
Tekrardan bu arada, benim alerji dönemim geçen akşamki tütün kolonyası faciası ile açılmış bulunmakta. Ertesi gün evdeki tüm kolonyaları kaldırdım, hele bir lavanta kolonyası var ki bizde, sağlam adamı astım yapar, yapardı daha doğrusu. Onu direkt atıp imha ettik. En büyük korkum, doğumdan sonra geçmiş olsuna gelenlerin kolonya getirmesi, daha da kötüsü o şişenin açılıp millete dökülmesi :(
Hadi kaçtım şimdilik, pai pai.
Ürünle ilgili güzel bilgiler vardı. Ürünü tatoşuna sürüp çiğ köfte yemeye devam edebildiğini anlatan "Ahmet Yıldırım" bana biraz yalan gibi geldi ama neyse. Abim madem tatoş çıkışı arızalı, boğazına mukayyet olsana biraz. Bak Harun reklam eder seni böyle elaleme.
Sırada ne var merak ediyorum. Burhanettin Ereksiyonoğlu ya da Sanem Özkanama'dan da ürün önerileri gelecek diye tahmin ediyorum.
Bu arada, yılbaşı yaklaşınca hediye olayından dolayı bolca parfüm reklamı dönüyor TV'de. Hepsinin ortak özelliği, reklam filmi bir kadın ve bir erkek arasında geçiyor. Dekor olarak dağınık bir yatak mevcut ve de ağzının üstüne üstüne vurulmuş gibi konuşan seksüüü bir ses var. Bir de parfüm isimleri illaki "j" harfi içeriyor, ya da okunuşunda "ş" oluyor. Böyle bir hırıltı, bir hışırtıdır gidiyor. Hiç şöyle bir marka görmedim mesela: "New fragrance by Nuriye Sütlüoğulları" Şöyle anaç bir parfüm markası arıyorum ama bulamıyorum.
Tekrardan bu arada, benim alerji dönemim geçen akşamki tütün kolonyası faciası ile açılmış bulunmakta. Ertesi gün evdeki tüm kolonyaları kaldırdım, hele bir lavanta kolonyası var ki bizde, sağlam adamı astım yapar, yapardı daha doğrusu. Onu direkt atıp imha ettik. En büyük korkum, doğumdan sonra geçmiş olsuna gelenlerin kolonya getirmesi, daha da kötüsü o şişenin açılıp millete dökülmesi :(
Hadi kaçtım şimdilik, pai pai.
19 Aralık 2010 Pazar
Sevgili Gizem'den Bir Mail Aldım
Gizem'i tanımıyorum ama çok içi dışı bir kız olduğuna eminim. Adı Gizem Devikiz. Bana dün mail atmış. Önce isimden birşey çıkaramadım tabi ama maili okuyunca Gizem kadar yaptığı iş, adına uygun olan birini daha tanımadığımı farkettim. Gizem, ameliyat olmadan memeleri büyütmenin mümkün olduğuna dair oldukça detaylı bilgiler vermiş. Bir kremi tanıtıyor. Sürünce, memeler hemen hooppacık büyüyüveriyormuş. Bol bol görsel öğelerle süslenen mail sayesinde ufkum epey bir genişledi. Tabi kafam kadar büyük bir memenin, insan hayatını nasıl zorlaştıracağı da çok açık. Sanırım Gizem bana bu kremi satarsa, arkadan sırt ağrılarına iyi gelen bir masaj aleti satmayı da önerecektir. Bu sebeple, sevgili Gizem Devikiz'e beni düşünüp de mail gönderdiği için çok teşekkür ediyorum. Anladım ki insanlık henüz ölmemiş.
Ölmemiş derken, bana seneler boyunca büyük bir istikrarla "enlarge your penis" maili gönderen sevgili adsız kardeşimin hayatından endişe ediyorum. Uzun zamandır yoksun be arkadaşım. Ya benim erkek olmadığımı sonunda anladın ya da başına birşey geldi. Çok özleniyorsun, bunu bil tamam mı?
Pai pai...
Ölmemiş derken, bana seneler boyunca büyük bir istikrarla "enlarge your penis" maili gönderen sevgili adsız kardeşimin hayatından endişe ediyorum. Uzun zamandır yoksun be arkadaşım. Ya benim erkek olmadığımı sonunda anladın ya da başına birşey geldi. Çok özleniyorsun, bunu bil tamam mı?
Pai pai...
18 Aralık 2010 Cumartesi
İrdele Aykut, İrdele Beybi
Seni hep ayrı bir yerde tutmuştuk sayın Kocaman. Fener'den zerre kadar hazzetmesem de seni severdim, efendiliğin bir başkaydı. 96'daki maçtan sonra söylediklerinle kalbimize taht kurmuştun ama dün indin maalesef. Trabzonspor'un size attığı 9 puanlık farkı, son maçlarda kazandığı penaltılara yorup resmen herkes gibi olmuşsun. Bebeğim sen tüm maçlarını adam gibi kazandın da Trabzon'a verilen penaltılara mı kaldı işin? Gazetelerdeki yorumlara bakıyorum, ortalık ezikten geçilmiyor. Oynuyor bu takım kardeşim oynuyor ! Yener, yenilir, fark atar, fark yer ama oynar ! Bak devre arası geldi, azıcık amuda kalkın da beyninize kan gitsin olur mu annem ?
Takımım şampiyon olur ya da olamaz ama oynadığı futbolu izlemek, takımın takım gibi hareket edişini görmek çok güzel. Bir de kazandığımız haftada, tüm rakiplerin puan kaybedişini izlemek paha biçilemez :)
Şimdi bundan sebep Aykutcum, kendine gel canım. Bak efendiliğimi koruyorum hala, sen değil başkası olsaydı, fena halde kalaylardım. Pai pai
Takımım şampiyon olur ya da olamaz ama oynadığı futbolu izlemek, takımın takım gibi hareket edişini görmek çok güzel. Bir de kazandığımız haftada, tüm rakiplerin puan kaybedişini izlemek paha biçilemez :)
Şimdi bundan sebep Aykutcum, kendine gel canım. Bak efendiliğimi koruyorum hala, sen değil başkası olsaydı, fena halde kalaylardım. Pai pai
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)