19 Mayıs 2010 Çarşamba

Bir Türk, Bir Alman, Bir İspanyol ve Bir Pakistanlı


Son günlerde yazmak gelmedi hiç içimden. Daha doğrusu öyle bir koşuşturma içindeydik ki geçen hafta, bırak bloga yazmayı, internete bile girmedim diyebilirim. Cumartesi çalıştım, pazar günü de yeni bir proje için hazırlık yaptım. Pazartesi de bizim ufaklık askerden döndü. Bir telaş, bir nümayiş. Pazar akşamı da malum, muhteşem geçti. Fenerli arkadaşlarımıza epeyce bir sataştık, hatta tartıştık. Hatta facebookta o sinirle epeyce bir silen oldu beni. Moralim bozuk aslında şu anda, maden kazasını düşündükçe fena oluyorum. Kafamı dağıtmak için yazmak istedim. Eski günlere ait bir şeyler anlatacağım bu akşam.

13-14 yıl evvel, bir fabrikada çalışıyordum, üretim müdür yardımcısı gibi bişeyim o zaman. Ama ilginçtir, müdür diye biri yok. Neyse mevzu bu değil. O zamanlar, çalıştığım fabrika yatırım yapıyordu, yeni bir üretim hattı kuruyorduk. Öyle böyle değil, her biri en az 30 metre uzunluğunda, babalar gibi makinalar alınmıştı, farklı ülkelerden. Bir yandan montaj yapıyoruz, bir yandan deneme üretimi yapıyoruz. Makinaların ikisi Almanya’dan, biri Pakistan’dan, biri de İspanya’dan getirtilmişti. Alman makinalarından birini en önce kurmuş ve çalıştırmaya başlamıştık. Diğer makina sonra geldi, makinanın gelmesinden 1-2 hafta sonra da iki tane Alman montör (bizim elemanlar onlara monitör diyordu ama olsun) geldi. Bunlar bildiğin Hans Müller tipler, sarı saçlı, kırmızı suratlı, mavi tulumlu adamlar. Büyük bir ciddiyetle çalışmaya başladılar. Sadece öğle yemeği için 1 saat ara veriyorlar, sonra akşam biz gidene kadar devam ediyorlardı. Makinayı planladıkları şekilde monte ettiler ve devreye almak için bize öğretmeye başladılar.


Adamlar tabi herşeyi düşünmüş, bir sistem kurmuş ama benim ekip 3 günde makinayı folloş etmeyi başardı. Makinanın son bölümünde asitle yapılan bir işlem var ve çözeltinin pH 4,5 olması gerekiyor. Bir türlü olmuyor, ölçüyoruz biçiyoruz, nafile. Tabi bu Müller Brothers kafayı yemek üzere, nayn nayn diye çıldırıp duruyorlar. Neyse kapattık biz makinayı, ne yapacağız diye bakıyoruz suratlarına. Bu ikisi ne yapsa dersiniz, ikisi oturup tam 5 saat (yazıyla beş) bir bilgisayar ekranından makinanın elektronik aksamını seyrettiler. Ne sıkılmak ne bunalmak, herifler bildiğin şampiyon olduğunu sanıp da sahaya dalan sahte timsahları izler gibi huşu içinde bakıyorlar. Beş saatin sonunda, “achen da bulduch “ (aha da bulduk hacı) diyip ayağa kalktılar, iki düğmeye bastılar ve işi çözdüler. Biz tabi malakcan formunda kalakaldık. Çünkü bu olaydan kısa bir süre önce, diğer Alman menşeili makina için Almanya’da yaşayan bir Türk montör gelmiş ve basit bir arıza için müdahale ederken, kurcalamadık yer bırakmayıp, makinanın tüm silindir sistemini ileri değil, geri geri çalışır hale sokmuştu. Adam Almanya’da yaşasa da sonuçta Türk işte. En son panoya kafayı attığında, işin boka sardığını anlamıştık.


Sonra bir İspanyol montörümüz oldu. Bildiğin pislik çıktı bu herif. On dakika çalışsa, bir saat yatan bir tip. Dakikası para basıyor adamın, Guiza gibi, yattığı yerden malı götürüyor. Öğle yemeklerini beğenmiyor, her öğün pizza istiyordu. Makinanın işi bitip herifi postalayana kadar anamızdan emdiğimiz süt burnumuzdan gelmişti.


Ama beterin beteri olduğunu, Pakistan’dan gelen montör sayesinde anladık. Bu amca, Hint filmlerindeki zengin kızların puşt babaları tipinde, çukulata renkli, kafasında elli tilki gezen bir amca. İlk geldiği gün, bize nerden altın alabileceğini sormuştu. Meğer daha ilk gün gelir gelmez, montaj için alacağı tüm parayı tahsil etmiş şerefsiz, ertesi gün kuyumcuya götürdük bunu. Epey bir altın toparladı bu ve iki gün sonra da bastı gitti. Eksik parça getirmişim diyip kaçtı. O makina enkaz gibi kaldı ortada. Makinada kayış yerine bildiğin naylon (bir başka deyişle leylon) çamaşır ipi vardı. Bizim kurt patron nasıl olup da o tuzağa düşmüştü, halen aklım ermez.
Uzun lafın kısası, Almanlar boşuna üstün Alman teknolojisi demiyor birader. Makinası da iyi, elemanı da. Bir tek, şu kocaman mendillerine horrrrşşş diye burun silmelerine dayanamıyordum.


Bugünlük bu kadar canım, sana bi kez de fabrikada kulaktan kulağa nasıl oynanır, onu anlatayım. Ama şimdi gideyim. Yarın önemli bir gün, başlıyoruz artık :)

Pai pai …

2 yorum:

mEta dedi ki...

Pakistanlı emicenin betimlemesine güldüm baya

Arzu dedi ki...

Valla ona benzeyen bir resim bulayım dedim ama ancak yaklaşan birini bulabildim. :)