26 Aralık 2011 Pazartesi

Carlos, Enrico Tamam Ama Mahmut Nerde?

Biscolata Mood reklamlarını izliyor musunuz? Önce Starz reklamında topluca arz-ı endam eylediler. Şimdi de solo olarak Mood reklamında. Carlos, Enrico ve Fransız oğlan. Maşallah hepsi de yumurta gibi çocuklar. Ama insan bu reklam dizisindeki yanlışları görmezlikten gelemiyor.

Birincisi, Öropa Birliği'nin niye ekonomik kriz içinde olduğu anlaşılıyor hemen. Hepsi dalyan gibi çocuklar ama insan boş zamanında eline mandolin alıp plajda aylak aylak dans eder mi? Ağaç dallarının arasında Tarzansız Çita gibi salınır mı? Çiçek koklayıp şelalenin altında hababam banyo mu yapar? Bu nasıl bir gevşekliktir anam babam? İnsan iki çalışayım, dur bi ek işe gireyim demez mi? Bunun doğalgazı var, su faturası var. Çiçekle böcekle nereye gider bu ööeekönömi düşünen yok.

İkincisi, bu yavrular yarı çıplak geziyor her daim. Zatürre garanti, böbrek üşütmesi plase. Ayakları da suyun içinden çıkmıyor bebelerin. Yavrum üşütürsünüz, çişinizi tutamazsınız, yarın bir gün çocuğunuz bile olmaz diyen yok mu bunlara? Bak Carloscum senin yerin ayrı, sana özel olarak sesleniyorum. Yavrum o kot pantollar acaip su çeker, hemen de kurumaz. Etme yavrum, bak için filan ekşir, dakka başı tuvaletin gelir.Gazdan filan kurtulamazsın bebem.

Üçüncü ve son olarak ise, bu reklamın Mahmut versiyonu eksik kalmıştır. Şöyle esmer, bira göbekli, bildiğin bizim kavruk Mahmut. Reklam şu şekilde başlar; Mahmut, bir Sayısal Bayii'nin önünde, tutmayan kuponu üzerinde tepinmektedir. Mahmut birden kameraya döner ve :

-Selamünaleyküm, ben Mahmut. Türk'üm. Asgari ücretliyim. Boş zamanlarımda, iddaa ve sayısal kuponu doldurmaktan ve maça gidip tribünden saydırmaktan hoşlanırım. Feysten karıya kıza mesaj atıp "selam nasılsınız, çok güzelsiniz. Bu güzellikle çok yaşamazsınız." yazmaya bayılırım. Umarım benim yaptığım alayınıza giderim mood'unu seçersiniz.

Daha gerçekçi olmaz mıydı Mahmut? Olurdu olurdu.

10 Aralık 2011 Cumartesi

Bir Güzel Hayat

Ayşe 10 ayını bitirdi ve hızla afacan bir kız olma yolunda ilerliyor. Her günümüz Ayşe'nin getirdiği sürprizlerle dolu şekilde geçiyor. Her gün yeni bir hareket, yeni bir kelime denemesi, yeni bir oyun derken, nasıl akıyor zaman bilemezsiniz. Baştan beri tam bir sürpriz yumurta zaten bu kız; bitter çikolata bir anne ve sütlü çikolata bir babanın, muzlu puding kızı :) Kararır, göz rengi döner, amann daha değişir diyenlere inat, bayağı bildiğin sarışın mavi gözlü bir kızımız var. Ulan kaçıncı dereceden baskın çıkıp geldin sayın gen, sayende herkese "eee benim büyük büyük halamın gözü böyleymiş" açıklamaları yapmaktayız. Tipi benzemese de huyu aynı bize benziyor. Babasıyla benim ne kadar cins özelliğimiz varsa hepsini almış. İnatçı, kafasına koyduğunu yapan, geveze, kıpır kıpır bir yavru. Ama bi tatlı bi tatlı :)

Sabah seremonilerimize bayılıyorum. Saat 7.30 sularında uyanıyor ve ağlamadan bize sesleniyor. Babası alıp geliyor yanımıza. Önce bir anne sütü emme seansı yapıyoruz. Sonra sokulup birbirimize bir yarım saat daha şekerleme yapıyoruz. Kuzunun kolu bacağı kafamızda, mis kokusu burnumuzda, uykuların en güzelini uyuyoruz. Kahvaltı faslımız da çok eğlenceli. Kuzunun bıldırcın yumurtasını haşlıyoruz önce. Hep birlikte oturuyoruz masaya. Ve çok değil, daha 7-8 ay önce, sağdan sola dönemeyen veledin, peynir sürülmüş ekmeğini ısıra ısıra yemesini izlemek bizi hem mutlu ediyor hem de duygulandırıyor. Bugünlerde kendi başına yemek yeme alıştırmalarındayız. Henüz kaşıkta başarılı olamadık, zira bizim kız 10 parmak dalıyor kaselere :) Ama katıları çok güzel kıtırdatıyor. Hem de sadece 2 dişle ! Bir de tam ocakbaşı müdavimi olacak bir gidişat var kuzuda, ver eti, ver tavuğu, ver balığı, hüpp hüpp yutuyor. Öyle tatsız tutsuz da değil, bildiğin acı soslu tavuğu yiyor çocuğum. Artık mama tarzı şeyleri yemek istemiyor. Bizim yediklerimize bayılıyor. Sebze de seviyor üstelik. Bir tek tarhana içiremedim kızıma. Kokusundan bile irrite oluyor. O mercan dudakları kilitleyip kafayı sağa sola da çeviriyor ki, annesi kaşıkla isabet kaydedemesin.

Mama demişken :) Allah kimseyi, özellikle de babaları bir başına mama reyonuna düşürmesin. Genelde ben alıyorum ama bazen eşime düşünce iş, en az yarım saat telefon görüşmesi oluyor. Gidip görmeniz gerek : Sütlü 7 tahıllı 5 meyveli, sütlü püskevitli 3 meyveli, ballı irmikli hüptrikli, elmalı muzlu yulaflı, böyleee sürüp gidiyor. Eşim soruyor telefonda, kaç meyveliydi bu mama diye :) Kızım Hero Baby'nin mamalarını sevdi. Bir sürü denedik, sonunda bulduk. Bu bebek işi valla külliyen masraf bilader. Yemesi para, içmesi para, mıçması para, oyunu para, bakımı para ama sevgisi paha biçilemez :) Hayatımızı öyle dolduruyor ki kuzum, inanın başka birşeyle ilgilenmek mümkün olmuyor. Yemek ve ütü yapabilirsem o gün kendimi başarılı addediyorum. Ne Tv, ne internet... Biraz biraz kitap okuyorum bugünlerde, hepsi o. Çünkü gezmek de istiyor kuzu. Öğle uykusundan uyanınca, yemeğini yemeden önce gezmek istiyor. Dışarı çıkmadığı günlerde terör estiriyor, resmen bunalıma giriyor velet. O uyurken koştur koştur işleri yapıyorum. Uyanınca hemen gezmeye :) Gidip geziyoruz kızımla, oturuyoruz bazen bir kafede keyif yapıyoruz. Karşılıklı kahvemizi ve sütümüzü höpürdetiyoruz :) Gün geçtikçe bizi daha çok anlıyor ve tepkileri de artıyor. Esprili şeylere gülüyor, reklamlara bayılıyor ve bana iki gündür adımla seslenmeye çalışıyor. Beşinci ayından beri anne demeye başlamıştı ama iki gündür adımı çıkarmaya gayret ediyor. Bana da eriyip gitmek düşüyor elbette.

Geçen gün izlediğim bloglardan birinde, ki o da beni izledikleri arasına almıştı, anne olanların bloglarının iğrençleştiği, kadının "biz diş çıkardık, yürümeye başladık" diye bahsetmesiyle dalga geçiliyordu. Kendince haklıdır ama bu tipik bir erkek duygusuzluğu gibi geldi bana. Çünkü çocuk annenin öyle bir parçası oluyor ki, onu kendinizden ayrı düşünemiyorsunuz. Anne olarak çocuğun her saniyesini beraber yaşayınca biz oluveriyorsun. İyi ki de öyle oluyor. Varsın iğrenç bulsunlar, izlemesinler, yazmak isteyen istediği gibi yazar.

Tekrar mizah yazmak istiyorum, gün içinde birçok şey oluyor ya da görüyorum ama vakit vakit vakit ! Kafayı toplamak çok zor oluyor. Bir gün becereceğim inşallah. Pai pai !

19 Ekim 2011 Çarşamba

Sözün Bittiği Yer De Bitti!

Yarın değilse bile birkaç gün sonra unutulacak yine o gencecik fidanlar. Sen unutacaksın, ben unutacağım, nutukların dozunu artıran siyasiler de unutacak. Olan ölenlere olacak, olan ailelerine olacak. Habur'a mahkeme kurup nerdeyse "hoşgeldiniz, ne iyi ettiniz de geldiniz" diyenler ! Bugün o intikam alacağız lafları ağzınızda hiç inandırıcı durmuyor. Sizin gerizekalı açılımlarınızla, sıfıra inen terör, cani örgütbaşıyla muhabbeti koyulaştırmanıza kadar ilerledi.

Şehitlerimize rahmet diliyorum, bizi affetsinler. Herşey yine aynı, yine aynı !

18 Ekim 2011 Salı

Öyle Bir Geçer Zaman Ki














Selam herkes ! Başlığın baydığının farkındayım ama "son durum", "en son durum", "en hakiki son dürüm" konseptinden iyidir diye düşündüm. O yüzden şöööle bir toparlama yapacağım.


Bizim velet beş aylıkken evi taşımaya kalktık ve tarihin en berbat evden eve taşıma şirketiyle anlaştık. Gece üçte sona eren taşınma işinin ertesinde, ailemin yardımlarıyla yerleştik. Çok şükür evimiz çok rahat şimdi. En önemlisi artık eşyalarımızın arasında slalom yaparak dolaşmamız gerekmiyor. Özellikle Ayşe mobil hale gelince bunun önemi iyice belli oldu. Yazın çokkk sıcak olan buralarda biz geceleri pencereleri kapatarak uyuduk. Günde 12 saat klima çalıştırırken tüm yaz toplasan 12 saat klima çalıştırmadık belki de. Ayşe de çok sevdi yeni evimizi. Özellikle aşırı sıcaklar geçtikten sonra sık sık gezmelere çıkmaya başladık kuzuyla. Öyle bir alıştı ki şimdi, kapıya gelir gelmez kanat çırpmaya başlıyor.


Beşinci ayının sonundaki doktor kontrolünde Ayşe'nin artık ek gıdaya geçmesi gerektiğine karar verildi. O dönemde sadece anne sütü alan kızım, dört ayak üstüne kalkıp yerinde yaylanarak emekleme denemeleri yapıyordu. Sadece geri vitesi çalıştığı için de geri geri gidebiliyordu :) Ek gıdalara sancısız başladık, meyveleri, yoğurdu çok sevdi kızım. Sonra gece muhallebisi, sabah kahvaltısı derken bir düzenimiz oluştu gitti. Sebzeleri de sevdi kızım, eti balığı da. Ama alışma döneminde az mama dökmedik çöpe, hele o tarhana çorbaları, öteki tarafta peşimden koşacak tencere tencere çorba var valla. Tam oturur hale gelince kuzuşa bir de mama sandalyesi aldık. Valla bu çocuk meselesi çok masraflı bişey, yediği para, giydiği para, affedersin mıçtığı bile para. Sandalyesine de alıştı kuzu. Sonra Ağustos ayında emeklemeye başladı yavruş, o ilk titrek patileri görmeniz lazım. Eve giren bir minik kertenkele sanki, pıtır pıtır gitmeye çalışıyordu. O aralar meşhur "tel sarar kızım" dalgası esmekteydi evde. Bizim muzlu puding, emeklerken elini havaya kaldırdığında aklına tel sarmak geldiği için duralamakta, sonra da kolu ağırlığı taşıyamadığı için pat diye düşmekteydi.


O günler de geçti tabi, şimdi gayet büyük bir özgüvenle ve hızla emekliyor. Dizlerinin üzerine kalkıp ayağa kalkma denemeleri yapıyor. O tatişler nasıl tatlı oluyor o anda bir görseniz. Fiziksel gelişiminin ötesinde, becerilerinin ve iletişiminin artışı inanılmaz. Acaip anneci oldu ama babayı görünce tüm yağları eriyor kuzunun. Babamız da öyle tabi, valla aşklarını kıskanmıyor değilim. Yine de ilk "anne" dedi benim bebişim. Kıçı her sıkıştığında "anniiii" diye sesleniyor bana :) Sonra "gel gel" demeyi öğrendi, şimdilerde "babağ, dedde, ennienni" diyerek kendine bir hayran kitlesi yaratmakla meşgul. Giderek çocuk oluyor benim boncuğum, dişleri de hareketlendi iyice. İlki gözüktü geçen perşembe, bugünlerde de ikincisi zorluyor. Yemeden içmeden kesildi, biraz huysuz ama yine de güçlü benim yavruşum. Gülmeye çalışıyor, konuşmaya çalışıyor. Hadi gel Ayşe dediğimde odalar arasında peşimden geziyor.


İşte böyle, tüm zamanım ona endeksli şekilde geçiyor. Kahvaltısını yaptır, uyut, uyanınca su içir, oynat, altını temizle, ara öğün yedir, banyo yaptır derken gece oluveriyor. Hayatımın en yorucu ama en güzel günlerini geçiriyorum. Artık uyusa da dinlensem derken gece vakti, sabah olunca uyansa da bir koklasam diye bekliyorum. Herşeyim yarım yamalak şu anda, yarım yamalak yiyorum, iki dakikada banyo yapıyorum. Geceleri en az 2 kez kalkıyorum. Bana en yakışanı değil, elime ilk geçeni giyiyorum. Evde bıyığı olan tek kişi de benim üstelik :) Hiçbir şeye konsantre olamıyorum, onu düşünmeden bir an geçiremiyorum. 1 yaşına gelince yavaş yavaş çalışmaya başlayacağım. Özledim çalışmayı ama Ayşe'den ayrı kalma fikri beni şimdiden kıvrandırıyor.


Şimdilik bu kadar olsun. Kuzu uyurken gidip ben de uyumaya çalışayım. Pai pai !

29 Eylül 2011 Perşembe

Bayramlık Kuzu



Bayramlık kuzu :)

19 Eylül 2011 Pazartesi

Jilet Sponsoruyum

Uzuuuuuuuuuun bir aradan sonra merhaba. Aslında vakit ayırıp da yazamayacaktım. Benim kuzu feci anneci oldu bu aralar. Odadan çıkmama bile izin yok, hani WC'ye bile beraber gidiyoruz afffedersiniz.

Son basketbol şampiyonası dün akşam bitti. Bizim takım kötü olunca, bir ara Fransa, Rusya derken en sonunda Makedonya'yı destekleyerek izledik biz de. Zerre kadar hazzetmesem de İspanya hakkıyla şampiyon oldu. Yine son derece sinir olmama rağmen, Navarro'yu izlerken hayranlık ile ulan herife bak beee arasında gidip gelen duygu fırtınaları yaşadım. Ama esas mesele de o değil. Size bir haberim var. İkiz bebek bekliyorummm dermişim :) Yok yok !

Biliyorsunuz 2013 Avrupa Şampiyonası Slovenya'da yapılacak. Bendeniz o şampiyonanın jilet sponsoru olacağım efendim. Malumunuz kirli sakal bırakmayanı basketçi yapmıyorlar Avrupa'da. Hele İspanya ! Tüm takım bakımsızzzz, pejmürde. Pau Gasol oynuyor, sakallı, o çıkıyor kardeşi giriyor, o da sakallı. Navarro desen hepten kirli sakal, o olmasa Calderon var ki, o doğuştan sakallı. Kuş yavrusu Rubio bile sakal bırakmış, hani civcive kalemle sakal bıyık çizmişsin gibi duruyor. Buna da şükür valla, bunlar eskiden iyice bakımsız çıkardı sahaya. Affedersiniz koltuk altı traşı filan hak getire, hele bir Garbajosa vardı. Kuaföre teslim etsen bir haftada ancak tımar olurdu. Allahtan o yok artık.

Uzun geyiğin kısası, 2 sene sonra elimde jiletle, yedek bençlerinin hemen arkasında pusuda olacağım. Hepsini cillop gibi etmeden gelirsem bana da A Vitamini demesinler !

Kılsız tüysüz yumurta gibi günler dileriz efendim. Pai pai !

1 Temmuz 2011 Cuma

Kuzum








Geziyoruz tozuyoruz :) Bir de taşınma hazırlıklarına devam ediyoruz.