28 Haziran 2010 Pazartesi

İtiraf Ediyorum

Son derece duygusal günler geçirmekteyim. Bugün ilk fotosunu çektirdik kuzunun, doktor amcası baktı oralarda napıyor diye. Her şeyle dalga geçmeye ve kıkır kıkır gülmeye alışık olan ben, dolan gözlerime “gözüme toz kaçtı korkarım doktörr bey” diyerek vaziyeti toplamaya çalıştım. Anneme telefonda doktorun söylediklerini anlatırken de böhüüü böhüü ağlamaya başladım. Bu arada harika bir şey, doktor bol bol gofret, kraker ye, karbonhidratlara yumul dedi. Tavsiyeleri içinde en sevdiğim bu oldu, ohhh gelsin hoşbeşler, çilekli milekli.

Kaç günlerdir şehirdışında çalışmaktaydım. Bloga yazacak çok şey birikti doğrusu. Hazır hayatım tamamen değişmek üzereyken, bazı şeyleri itiraf etmek istiyorum. İçimde kalsın istemiyorum, sırlarımla gömülmek istemiyorum. Şöyle ki:

  • Ece Ayhan’ı ben yakın zamana kadar kadın sanıyordum, bildiğin bıyıklı mıyıklı bir adam olduğunu gördüğümde çok şaşırmıştım. İtiraf ediyorum, ben kitap okuyan bir edebiyat cahiliyim.
  • 900 lü hatlar ilk çıktığında ben üniversiteye yeni başlamıştım. Ata Nirun diye bir medyum vardı o zamanlar ve burçları yorumluyordu. Ben de aradım tabi, teknolojiden yararlanmak istiyordum. Neyse, şu burçsanız şu numarayı muhabbeti gelince, kendi burcumun numarasını tuşladım. Karşıdan şöyle bir ses geldi “Bu kaydı dinlediğinize göre İkizler burcu olmalısınız”. Benden nasıl bir ses geldi dersiniz ??? Evet dedim ses kaydına, evet, ikizler burcuyum. O zekayla üniversiteye nasıl girdim halen hayret ediyorum.
  • Aslında kendimde de medyumluk özelliği olduğuna inanıyordum hep. Ama 2 dk sonra kafama gelecek anne terliğini tahmin edemiyordum mesela. Bu da inancımı sıfırladı tabi zaman içinde.
  • Blog dünyasına girdiğimden beri, yorum yazarken, gelen kelime doğrulamalarını en az bir kez bilerek yanlış yazıyorum, bir gün bir yerde bir açık bulacağıma dair inancımı yitirmedim. Bilmiyorum, bir gün yanlış yazmama rağmen yorumu kabul edeceğine, bana da “aferin kız, bak binlerce insan gubidkl kelimesini doğru yazacağız diye uğraşıyor, bi tek sen akıllıymışsın” diye bir mesaj gelecek diye bekliyorum.
  • Uzaylılarla ilgili fantezimi biliyorsunuz şurdan, bundan o kadar emindim ki yıllarca, suratımda bir sivilce çıktığında “ulan acaba buraya çip mi koymuşlar” diye düşünürdüm.
  • Arada bir gizlice Fatih Ürek dinliyorum, hadddiiii haddiii hadddeeeeee !
  • Kabul günlerini sevmiyormuş ve küçük görüyormuş gibi yapsam da, orda dönen muhabbet başka yerde olmuyor valla. Arada annemlere gittiğimde, işten fırsat olursa, istemeye istemeye (!) sırf annemi kırmamak için gidiyorum. Pastalar da cabası üstelik.
  • Aşk-ı Memnu’nun finalinde acaip ağladım, belli olmasın diye çok çaba sarfettim, ama fırıl fırıl öten burnum sayesinde yakayı ele verdim.
  • Arada bir evlendirme programı izliyorum, hatta Müge Anlı bile izliyorum. Seda Sayan da izlerim diye ödüm kopuyor.
  • Reteeeyi ve tayfasını ilk günden itibaren hiç sevmedim, hiç güvenmedim, hiç de yanılmadım.
  • Türk Malı’nı izleyip de Abiye Kuzu taklidi yapanları son derece basit buluyorum.

Eeee yazı bitti, o zaman elalem ne derse desin hadeeee hadeee hadeeeee :)

22 Haziran 2010 Salı

Klişeniz Batsın

Haberlerde, maçlarda sürekli klişe laflar dolaşıyor. Bence bunlar artık değiştirilsin, farklı bir bakış açısı olsun:

  • Futbolcular topu saklamasın, diğer futbolcular ağlamasın.
  • Futbolcular başka takımlara göz kırpmasın, namuslu olsun.
  • Futbolcunun bonservisi elinde olmasın, katlayıp cebine koysun, ne bileyim kasaya koysun.
  • Kaleciler gole izin vermediği için izin olayını hakem versin, hoşuna giden pozisyona gol desin.
  • Önlerindeki maçlara bakmasınlar, geçmişi de düşünsünler, ders alsınlar.
  • Teknik direktörler oyuncuları ısınmaya göndermesin, çocuk belki serinlemek istiyordur, çocuğa görüşünü sorsun.
  • Hakemler yardımcılarıyla göz göze gelmesin, romantik ortam oluşmasın.
  • Kaleciler gol yemesin, sağlıklı nesiller için süt içsin.
  • Takım yenilince hoca istifaya davet edilmesin, yemeğe davet edilsin, diskoya davet edilsin, olmadı evde çay pasta yemeye davet edilsin.
  • Operasyonlar geniş çaplı olmasın, dar çaplı olsun, hatta dairesel de olmasın, bi kez de kare operasyonlar denensin. Ben o köşelerden ümitliyim.
  • Bir kez daha direkten dönülmesin, ne olacaksa olsun.
  • Şişmanlar kilolarıyla vedalaşmasın, iki tarafa da üzüntü yaratılmasın, sessizce ayrılsınlar.
  • Ülkeler birbirlerini şiddetle kınamasın, çiçekle kınasın, kibarlıklarıyla dövsün.

Bir de blog yazarları kibar olsun, amk filan yazınca iyi yazdım sanılmasın ! Blogda da rütük olsun.

21 Haziran 2010 Pazartesi

Karacaoğlan Der ki !

Sevgili Okan son yazısında "izleyiciler"e yoklama yapıyordu. İzle butonuna basıp üye olan ama hiç sesi soluğu çıkmayan izleyicilerden bahsediyordu. Biraz araştırma yaptım, Karacaoğlan'ın bununla ilgili yazdığı bir dörtlüğe ulaştım. Şöyle diyor Karacaoğlan:

Aldanma dünya malına
Blogdaki izleyici sayına
Bastıktan sonra butona
Gider gelmez olur bir daha.

Karacaoğlan der ki bu ne hacı
İyi değildir sonu, acıdır acı
Görünür ne bir yorum ne tepki
Sen bana abi de ben sana bacı :)


Bu arada "Mutlu Doğum Haftam" bugün itibariyle başlamış bulunmaktadır. Şımarıklık seviyemin tavan yapacağı bu haftada, "başlarım senin doğum gününe" aşamasına kadar elimden geleni ardıma koymayacağımı bildirir, saygılar sunarım.

Pai pai

19 Haziran 2010 Cumartesi

Hediye

Dualarım, dualarımız kabul oldu. Bundan daha güzel bir doğum günü hediyesi almamıştım. Seni çok özledik biz babanla, şimdi seni bekliyoruz artık.

Ağlak halime de alışın artık, bi suçum yok benim, hormonlar işte...

18 Haziran 2010 Cuma

Beklemek

Hadi gel ...
İngilizce bilmeyen hacılar için not: Çabuk gel lan !

17 Haziran 2010 Perşembe

Dünyaaaağ Kupası

Dünya Kupası başladı, sizler bu yazıyı okurken gruplardaki 2. maçlar başlamış olacak. İlk 3 gün, maçların hepsini izledim. Şimdi izlenimlerim (Ömer Üründül’ünkilerden fazla yorum içerir) :

G.Afrika – Meksika: Beynimizi göçerten vuvuzela zımbırtısı sebebiyle, aslında arılara karşı fobim olduğunu anladım. 11 Haziran’dan beri titriyorum hala. TRT maçı uydudan vermeyince, babamla şeytan anteni kurma girişimlerimiz yüzünden maçı pek takip edemedik, görüntü öyle bozuldu ki, bir ara sahada 66 kişi filan vardı. Meksikalılar pek güdükmüş, tipler kayık genelde, izlemeye değmez :) Maç 1-1 bitti.

Uruguay – Fransa: Fransa’ya beslediğim hisleri tartınca, ben acaip kafatasçı milliyetçi bir tip olmuşum yaaa, 2016 yüzünden çok kinlenmişim, Ermeni iddialarına destek vermeleri, terör örgütüne sempatiyle yaklaşmaları vs vs resmen dolmuşum ben. Yenilsin diye dua ettim ama Luganolu Uruguay pek varlık gösteremedi. 0-0 bitti.

G.Kore – Yunanistan: Canım Korem benim, sempatim hiç bitmiyor bu adamlara. 2002’den beri, G. Kore dendiğinde içim böyle hoş olur. Yunanistan’ı madara etmeleri, takır takır 90 dk futbol oynamaları şahane idi. Öyle ki, hiç uzatma bile olmadı denebilir. Yunanistan bildiğin hırdavatçı tiplerden oluşan, her birini marangoza versen beşer boy kereste çıkacak adamlar. O ilkel taktikleriyle halen buralarda olmalarına hayret etmemek imkansız. Maç sırasında, spikerin G.Kore futbolcularının ismini telaffuz etme mücadelesi ise takdire değerdi doğrusu. Yaptığı açıklamalarla, Vikipedia’da 3 sayfa yazılırdı herhalde. Sonuç: 2-0, ehe ehe, ezikliğimize doymayalım, Yunanistan yenilince biz yenmiş sayıldık sanki.

Arjantin – Nijerya: Arjantin maça öyle başlayınca, eyvah dedik, maç beşi bulacak herhalde. Messi’yi sevmiyorum ben yaa, oynadığından bişey anlamadım. Bizim spikerle Üründül, “harghhh Messi aghhhh izlemek harkkkk çohhhh zevglüü arşşşşş” tükürüklerini saça saça anlattılar. Nijerya çok beceriksizdi ama maşallah hepsi fidan gibiydi :) Yazık oldu civan gibi delikanlılara. 1-0 bitti maç

İngiltere – ABD: Ne biçim eşleşme lan bu, hangisinden nefret edeceğimi şaşırdım. Sonra İngiltere’yi takdir etmeye karar verdim. İngiltere’nin kalecisi ABD kalecisi olsaydı, İngilizler maçı 5-0 bitirirdi. Amerika ve futbolu bir arada düşünemiyorum, buna bari bulaşmayın birader. Bir de önünde sünnet çocuğu maşallahı olan formalarınız beni benden aldı. Maç 1-1 bitti.

Cezayir – Slovenya: Cezayir’in platin saçlı kalecisini görende bir şoka girmişim, uyuyup kalmışım.

Sırbistan – Gana: Bu iki takımı kupada görünce, insanın içi cızzz ediyor yahu :P Dolgu maddesi bile olmaz bunlardan. Ahhh milli takım ahhh, neyse burası uzar, küfre kadar gider. Sırbistan 10 kişi kalınca daha iyi oynamaya başladı, meğerse Lukoviç gaz yapıyormuş takıma. O sırada Üründül incileri devam ettiğinden, hocalardan biri oyuncu değişikliği yapsa, Üründül’ü yorumdan alsa diye dua ettim ama haa haaa haaa diye gülüşünü duyunca, bu hayalimin fantastik olduğunu anladım. Gana, penaltıdan gol attı, 1-0 yendi.

Valla 3 günün sonunda, futbol kalitesi vasat, heyecan vasat, fizikler vasat kaldı. Nerde o caaaanım Maldinili, Del Pierolu İtalyan milli takımının maçları, nerde Cezayir –Slovenya maçı :)

Yorumlarım devam edecektir, Üründül’den bıkmayan millet bana da katlansın, beni de sevsin.

9 Haziran 2010 Çarşamba

Bu Yazıdan Sonra Gelmeyen Olursa Anlarım :)

Şu uzaylıların Türkçe konuşması mevzusu beni derinden sarstı, dün olayı düşünürken, birden aklıma bazı şeyler geldi. Çocukken hayal ettiğim ama büyüyünce gerçekleşmeyen şeyleri düşündüm. Şurdan buyrun:

Hayal 1: Güzel ve tombiş bir bebekmişim ama çocukluğum biraz çirkince geçti. Hatta ergenlik döneminde, az daha askere çağrılacaktım. Yine de hayal kurmama engel değildi bu durum ve ben büyüdüğümde, çok ama çok güzel bir kız olacaktım. Bir gün yolda giderken keşfedilecek ve çok ünlü biri olacaktım. Herhangi bir kabiliyetim olmadığı için, çok ünlü ne olacağımı hayal edemiyordum ama olacaktım işte.

Hayalkırıklığı 1: Büyümek de işe yaramadı maalesef, öyle kuğuya filan dönüşmedim yani. Bildiğin sıradan tip olduk. Keşfeden de olmadı, iyi de olmuş, hala hiçbir yeteneğim yok.

Hayal 2: Bir gün uzaylılar dünyaya gelecekti ve ilk benle temas edeceklerdi. Uzay gemisine bindirip, büyük bir meydana iniş yapacak ve benim aracılığımla dünyalılara sesleneceklerdi. Bi çeşit elçi olacaktım, böyle sihirli güçler filan vereceklerdi bana. Görünmez olacaktım mesela.

Hayalkırıklığı 2: Uzaylılar gelmedi abi, geldilerse de bana uğrayan olmadı. Gemi olayına gelince, tekneye ve vapura bindim çokça ama bırak gemiyi, gemiciğe bile binemedim. Bi de topluluk önünde konuşamıyorum ben :) dermişim, bak bunu becerebiliyorum, fena değilim yahu. En azından Ulusa Sesleniş kısmını becerebilirdim ama gelen giden olmadı. Görünmezlik de hayal oldu, oysa ne planlarım vardı ne planlarım.

Hayal 3: Türkiye bayan milli futbol takımının kurulması için çalışıp, santraforları olacaktım. Gol atmalara doymayacak, hatta erkek takımlarından transfer teklifi alacaktım. Oynayabilmem için yasalar, kanunlar değiştirilecekti.

Hayalkırıklığı 3: Açıklamama gerek var mı?

Hayal 4: Büyüyünce üniversite sınavında birinci olacaktım, hem çok güzel hem de çok zeki bir kız olarak, çok sükse yapacaktım.

Hayalkırıklığı 4: Güzellik kısmı çakıldı, birincilik kısmında az buçuk başarılı oldum. Türkiye çapında olmasa da kendi çapımda birinci oldum.

Hayal 5: Güzel, zeki ve çok dindar bir kız olacaktım. Bütün dini görevleri yerine getirecektim, her iki dünyaya birden çalışacaktım.

Hayalkırıklığı 5: Kendimi Allah'a havale ediyorum :(

Hayal 6: Siyasete girip ülkenin ilk kadın başbakanı olacaktım.

Hayalkırıklığı 6: Tansu Çiller bu hayalimi elimden aldı, alacağın olsun Tansu abla :(

Hayal 7: Trabzonspor'un kulüp başkanı olacaktım, kulübün sıkıştığı yerde, cebimden transfer yapacaktım. Avni Aker'in önüne heykelim dikilecekti.

Hayalkırıklığı 7: İş hayatına başlayıp da para kazanmanın zorluğunu anlayınca, bu hayal zaten anlamsız hale gelmişti.

Off ya, başarısız bir insan olmuşum ben, hiçbir hayalim gerçekleşmemiş :( Şarkıcı olma hayalimden bahsetmeye gerek görmüyorum artık. Hadi gidiyorum ben, böööhüüüüüüü ...